Kategoriye göz at

Çatı Katı

Çatı Katı, Pencere,

No Mobile Phobia: NOMOFOBİ

Akıllı telefonunuz olmadan yaşayabilir misiniz? Elbette yaşayabilirsiniz ama telefon olmadan, sosyal medyayı kullanmadan durabilmek yürek ister dediğinizi duyar gibiyim.                 

Cambridge Dictionary her yıl, yılın kelimesini belirliyor. 2018’in kelimesini ise nomofobi olarak belirledi. Aslında kulağımıza çok yabancı bir kelime değil nomofobi. Herkesin hayatında zorlandığı fobiler bulunmakta. Yalnızlık fobisi, yükseklik fobisi, kapalı alan fobisi vs. Bu gibi fobilere örneğimiz bol. Nomofobi de bunlardan biri.

Cep telefonundan uzak kalma korkusu!

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, cep telefonlarına karşı bu denli bağlılığın sebebi, insanların aileleri ve arkadaşlarıyla sürekli temas halinde olma isteğinden kaynaklanıyor. Sürekli temas etme ihtiyacından dolayı, kişiler telefonlarını kaybettiklerinde veya şarjları bittiğinde bu korkunun daha fazla arttığı söyleniyor.

Şimdi durup düşünelim. Aslında elimizin altında bulunan cihazlar sadece cep telefonu değil. Günümüze baktığımızda artık telefonlar, ikinci dünyamız haline gelmiş durumda. Sosyal medyada geçirdiğimiz saatler, oynanan oyunlar, ödeme aracı uygulamaları, alışveriş uygulamaları… zamanımızın çoğunu bu küçük aletlerde geçirdiğimiz için kopmak neredeyse imkânsız hale geldi. Dolayısıyla telefonları hayatımızdan kendi isteğimizle çıkarmadığımız sürece endişelenmemiz normal gelebilir. Anormal olan durum ise şu; telefonlar hayatımızda belli bir süre olmadığında bunun bir hastalığa dönüşmesi.

Telefonunuz yokken kendinizi eksik hissediyorsanız,

Telefonunuz yanınızdayken bile kontrol amaçlı temas halindeyseniz,

Şarjınız yokken kendinizi çaresiz hissediyorsanız,

Telefonunuzu bir yerlerde unutma gibi endişeleriniz fazlaysa,

Son olarak telefonunuz olmayınca baş dönmesi, nefes almada zorluk, mide krampları ve kalp çarpıntısı oluyorsa sizde nomofobiksiniz.

Nomofobiyi yenmek için ise yapmamız gerekenler çok basit. Yeni arkadaşlar edinerek, kitap okuyarak, sinemaya giderek, spor ve doğa yürüyüşü gibi aktiviteler yaparak, düzenli yapılabilecek programlara katılarak ve bunun gibi birçok aktiviteyi listeleyerek nomofobiyi yenmek mümkün.

Tabi bu yazıyı okurken bile elinizde bir telefon olduğunu unutmayın.

Çatı Katı, Pencere,

Filelere Dönüş

Yeni yılla birlikte yeni yasalarda yürürlüğe girdi. Bu yasalardan en popüler olanı ise ücretli poşetler oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayımladığı yönetmeliği duymayan yoktur. Türk insanını yakından ilgilendiren ve 1 Ocak itibariyle yürürlüğe giren kanuna göre; market alışverişlerinde kullanılan nam-ı diğer “kasa önü çöp poşetleri” ücretli hale geldi.

Kullanımı her geçen gün artan plastik alışveriş poşetleri, yine aynı hızla çöpe dönüşüyor. Hafif olmalarından dolayı etrafa yayılarak çevre kirliliğini arttırdığı düşünülen plastik poşetler, yeni yılda ücrete tabi tutuldu.

Çevre kirliliğini önlemek amacıyla, satış noktalarındaki plastik poşetler, tüketicilere 25 kuruş karşılığında verilecek. Böylece 1 yılda tüketilen plastik poşet rakamlarında önemli bir düşüş sağlanacak. Planlar şimdilik bu şekilde. Bir plastik poşetin 400 yılda doğaya karıştığını ve Türkiye’de bir kişinin yılda ortalama 440 adet plastik poşet kullandığı düşünülürse ve uygulama, amacı doğrultusunda ilerlediği sürece çevreye önemli katkılarda bulunacaktır.

Ekmek, sebze, meyve, peynir, zeytin, hayvansal gıda gibi açıkta satılan gıdalar için kullanılan küçük poşetler, tekstil ürünü çok kullanımlık poşetler, bitki satışında kullanılan sapsız poşetler, kuru temizleme hizmeti verilen özel poşetler bu uygulamanın dışında bulunuyor.

Tüketicilerde düşünceleriyle ikiye ayrılmış durumda. Kimisi “oh olsun çok poşet kullanıyorlardı” diyor. Kimisi de 4 poşete 1 TL verdiği için mağdur olduğunu söylüyor. Türk insanı ne yapar eder, bunun da bir çözümünü bulur diye düşünüyorum. Bize soracak olursanız cevabı belli: “Biz hep organiğiz.”

Her şey bir yana, poşet kavgasının ilk çıkacağı nadide ilimizi merak ediyoruz. %90 Adana gibi duruyor. Hep birlikte izleyip görelim.

Çatı Katı, Pencere,

AYAZ ATA VS NOEL BABA

Merhaba Organik Okurlar,

Yılbaşına geri sayımda 4’teyiz. Planlar, programlar, milli piyango biletleri, hayaller, gerçekler, hediyeler, yeni umutlar… Arkamızda bıraktığımız koca bir yıl ve kollarını açmış bekleyen yeni bir yıl.

Kulağa hoş geliyor değil mi?  Peki bu insanlar nereye koşturuyor böyle diye soran var mı? Biz sorduk, cevabımızı da bulduk.

Çatı Katı, Pencere,

Bugün günlerden 21 Aralık!

Dünyanın güneş etrafındaki en uzak mesafesine giriyoruz bu gece. Peki tam olarak ne olacak? Konuyu biraz açalım.

Bundan 5 yıl önce bir kehanet ortaya atılmıştı en uzun geceyle ilgili, hatırlar mısınız? Hani kıyamet kopuyordu, yerle gök yer değiştiriyordu, insanlık yeryüzünden siliniyordu… Heh! İşte o gün bugün. Yılda iki kez yaşadığımız bu olayda 21 Aralık tarihinde gece, en uzun ana denk gelir. Güneş ışınları Oğlak Dönencesine dik açıyla gelir ve en uzun gece artık yaşanmış olur. Bu durum Kuzey Yarımküre için geçerlidir. Güney Yarımküre için ise tam tersi yaşanır.

Kuzey Yarımkürede bu tarihten itibaren artık geceler kısalır ve gündüzler uzamaya başlar. Aynı zamanda bugün mevsimlerin başlangıcı kabul edilir. Dolayısıyla kışın tam ortasına girmiş sayılırız.

O zaman Hoş geldin kış 🙂

21 Mart’a kadar geceler uzun, 21 Mart’tan sonra gece gündüz süreleri eşitleniyor. O tarihe kadar geceler bizim olsun.

Sevgili İstanbullular, 21 Aralık’ta gece süremiz tamı tamına 14 saat 47 dakika olacak. Bu bir duyurudur!

Henüz kıyamet kopmamışken ve bu çok uzun sürecek geceye daha girmemişken, hazırlıklara başlayalım. Yarınlar yokmuşçasına, çılgınlar gibi eğlenelim KUZEY YARIMKÜRELİLER…

Çatı Katı, Pencere,

İnsan Hakları Günümüz Kutlu Olsun!

İnsan nedir? Çağlar boyunca insanı farklı şekillerde tanımladılar. Normal biri bu soruya basit bir cevap verebilir. İnsan, “benim” der. İnsan olduğumuzu ne zaman anlıyoruz? Konuşan, nefes alan, gören, dokunan, hisseden… Biyolojide hayvanız aslında. Bizi hayvandan ayıran ne peki?

İnsanın dünyaya geliş amacı vardır. Birtakım görevleri, benlikleri, egoları ve hakları. Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olarak kabul edildi. Düşünün, evrendeki tüm insanların hakları var. Peki bunu kaçımız biliyoruz? Biliyorsak ne kadarını uyguluyoruz birbirimize?

İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu temel özgürlüklerdir aslında. Din, dil, ırk ayırt etmeden tüm insanların yararlanabileceği haklar…

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan insani olaylar bütün dünyayı etkilemiştir. İnsanlar, sosyolojik ve psikolojik anlamda büyük kayıplar yaşamıştır. Bu yüzden Birleşmiş Milletler çeşitli kararlar almıştır. İnsanlar üzerinde birçok haklar beyannamesi hazırlamıştır. 10 Aralık bu nedenle İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.

Nedir Bu Haklar?

Bütün insanlar özgür ve eşit doğarlar. Hiçbir ayrım gözetmeksizin hak sahibi olurlar. Yaşam hakkı, özgürlüğü ve güvenliği vardır. İnsan hakları, kişiyi kendi özüyle yaşatacak kurallardır. İnsanın insana hükmetmesi, onu ezmesi, zarar vermesi kabul edilemeyecek bir davranıştır. Bu tür ayrımların yapıldığı toplumlarda kavga ve isyanın eksik olması mümkün değildir.

İnsan hakları; sağlık, eğitim, çevre haklarının insan için olmasıyla meydana gelir. İnsan, sağlıklı yaşama hakkına sahiptir. Eğitim ve öğretim hakları, insanların doğuştan elde ettiği haklardır. Temiz bir çevrede yaşamak, beslenmek, barınmak, korunmak, huzur içinde yaşamak ve en önemlisi güvenli bir şekilde nefes alabilmek tüm insanların en doğal hakkıdır. Bu hak hiçbir şekilde çiğnenemez.

Bugün bizler için bir dönüm noktası olmalı. Kendimizde, insanlık adına eksik gördüğümüz noktaları gözden geçirmeliyiz. Ne kadar insan olabiliyoruz sorusunu sorabilmeliyiz.

Her yıl 10 Aralık günü kutlanan İnsan Hakları Günümüz kutlu olsun. İnsan sevgisinin içimizde bir yerlerde olması dileğiyle…

Çatı Katı,

Filatelist Teyze: İlk Pul

Önce kendimize bakalım;
Türkiye’nin postacılık tarihine bakacaksak eğer 18. yüzyıldan başlamamız gerekir. Çünkü bu zamanda Osmanlı İmparatorluğu yabancı ülkelerle haberleşmek için kendi konsolosluklarını kullanılıyordu. Postacılık servisinin gecikmiş olmasına karşın, 1863 yılında Türkiye Asya’da (Rusya’dan sonra) yapışkan posta pullarını basarak ikinci bağımsız ülke haline geldi. 1875 yılında Genel Posta Birliği’nin kurucu üyesi oldu. Osmanlı Devleti yıkılıp 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti olduktan sonra postacılık hizmetleri çok modern ve yeterli hale geldi ve kendi posta pullarını ustaca dizayn edip üretti. Bu kadar resmi bilgi yeterli sanırım!

Çatı Katı,

Kutsal Kâse ve Ayasofya

Graal (Kutsal Kâse), Hristiyan Mitolojisi’nde İsa’nın Son Akşam Yemeği’nde kullanıldığı söylenilen mucizevi güçleri olduğuna inanılan kap mıdır? Aramatyalı Yusuf’un, çarmıha gerilen İsa’nın kanını Kutsal Kâse’ye doldurduğu doğru mudur? Yoksa İsa’nın o yemekte şarap içmek için kullandığı kadeh midir? Ve o yemekte İsa’nın herkese dağıttığı ekmeğin kendi bedeni olduğunu ve kadehte de kendi kanının olduğunu söylemiş midir gerçekten? Rivayet diye baktığımız bu olay o ekmeklerin o şaraba banılarak yenmesi bir çeşit ayin midir yoksa?

Çatı Katı,

KAYIP KITA: MU

Mu kıtası, Atlantis gibi sulara battığı söylenen efsanevi kayıp kıtadır. Konum olarak Asya ve Amerika kıtalarının arasında yer aldığı söylenir. Avusturya kıtasından oldukça büyük olduğu söylenir. Türklerin Mu kıtasından geldiği gibi bir söylence vardır. Bu Yüzden Mustafa Kemal Atatürk, konunun araştırılması için bir heyet kurmuştur.